00:00
00:00/00:00
Uygulama üzerinden daha fazla videoya sınırsız erişmek ister misin?Hesabını oluştur, tüm videoları ücretsiz izle.
ÜCRETSİZ KAYDOL
Komünite Ekolojisi

Simbiyotik İlişkiler

Simbiyotik yaşam çeşitlerini incelediğimiz bu videoda Komünite Ekolojisi konusunu daha detaylı bir şekilde öğrenmeye ne dersin? Artık bu konuyu da başarı ile tamamlamak üzeresin. Keyifli izlemeler!
Video Metni
Komünitedeki türler arasında beslenme  ilişkilerinin yanında ekolojik nişleri   yerine getirebilmek için çeşitli birlikte  yaşam ilişkileri görülür.
Simbiyoz yaşam   birlikte yaşamı ifade eder.
Canlılar arasındaki  simbiyotik ilişkiler yararlı, zararlı veya nötr   olabilir.
İlk olarak zorunlu-sıkı mutualizmi  konuşalım.
Bu simbiyotik ilişkide her iki tür   de yarar sağlar.
Bu nedenle artı, artı şeklinde  ifade ediyorum.
Mutualist ilişkide canlılar   birbirinin ihtiyacını karşılayarak yaşamaya devam  eder.
Bunu örneklendirelim.
Algler ve mantarların   oluşturduğu birlikteliğe liken denir.
Algler  fotosentez yaparken mantarlar yapamaz.
Algler   fotosentezde ürettikleri besin ve oksijeni  mantara yollar.
Mantar ise alge karbondioksit   ve su yollar.
Bağırsağımızda yaşayan bakterilerle  de mutalist bir ilişki gösteriyoruz.
Bu bakteriler   bizim için B ve K vitaminlerini üretir.
Bizim  bağırsaklarımız da bakteriler için besin ve   barınma ortamıdır.
Geviş getiren hayvanların  yani otçul memelilerin sindirim kanalında   da bakteriler yaşar.
Bu bakteriler selüloz  sindirici enzim üretirler.
Biliyorsunuz ki   insanlar olarak selülozu sindiremiyoruz ama  geviş getiren hayvanlar bu sayede selülozu   sindirebiliyor.
Aynı zamanda bu bakteriler de  burada besleniyor ve barınıyor.
Bitkilerin ve   mantarların oluşturduğu birlikteliğe mikoriza adı  verilir.
Bitki fotosentez yaparak mantarın besin   ve oksijen ihtiyacını karşılar.
Mantar bitkinin  köklerini sararak yüzey alanını genişletir.   Böylece bitkinin topraktan su ve mineral alımı  kolaylaşır.
Azot döngüsünün hatırlıyor musunuz?
   Orada rhizobium bakterilerinden bahsediyoruz.  Bu bakteriler baklagillerin kökünde yaşar.
Hatta   yaşadıkları yere de nodül adı verilir.
Bitkiler  havanın serbest azotunu kullanamaz.
Rhizobium   bakterileri havanın serbest azotunu bağlayarak  bitkinin bunu kullanmasını sağlar.
Bu örnekleri   tabii ki çoğaltabiliriz.
Bu canlılar beraberken  gelişimleri oldukça iyidir.
Ancak ayırdığımız   zaman gelişimleri olumsuz etkilenir.
Bazı  mutalist birlikteliklerde canlılar zorunlu   bir ilişki içinde bulunmadıklarınından birbirinden  ayrılsalar bile yaşamlarını sürdürebilir.
Örneğin   timsah ve timsahın ağzındaki atıklarla beslenen  kuşlar arasında isteğe bağlı gevşek mutualizm   söz konusudur.
Buna protokooperasyon da denir.  Bunlar birlikteyken timsahın dişleri temizlenmiş   oluyor.
Kuş da beslenmiş oluyor ama sonuçta  timsah dişleri temizlenmezse ölmez değil mi?
   Kuş da başka bir besin bulabilir sonuçta.
Gelelim  kommensalizme.
Birlikte yaşayan iki türden birinin   yarar sağlarken diğer türün bu ilişkiden olumlu  ya da olumsuz etkilenmediği ilişki türüdür.   Yani bu şekilde gösteriyorum.
Türler arasındaki  herhangi bir yakın ilişkide çok az bile olsa iki   tür de etkilenebileceğinden doğadaki kommensal  ilişkileri kanıtlamak zordur.
Ancak yine de   birkaç örnek verelim.
Midye kabuklarına tutunarak  yaşayan Bryozoa midyenin sağladığı su akıntısıyla   gelen besinlerle beslenir.
Midyeye herhangi  bir yarar ya da zarar vermez.
Vantuzlu Remora   balıkları köpek balığına tutunarak ona zarar  vermeden yaşar.
Balık köpek balığının hareketi   ile yer değiştirir ve onun yiyecek artıklarından  beslenir.
Kommensal ilişkiler bazen rastlantısal   olarak ortaya çıkabilir.
Örneğin bizon, sığır,  at gibi otçul hayvanlar beslenirken ortaya çıkan   böcekler sığır kuşlarının ve öküz balıkçılları gibi  kuşların besini olur.
Bu kuşlar bu ilişkiden açık   olarak yarar sağlarken herbivorlar yani otçullar  genel olarak bu ilişkiden etkilenmeyebilir.
Burada   da gelişim grafiklerini görüyoruz.
Y türü  etkilenmeyen taraf, X türü ise beraberken   yarar sağlıyor ancak ayırdığımızda zarar görüyor.  Amensalizm iki türden birinin etkilenmediği diğer   türün zarar gördüğü etkileşimdir.
Genellikle  rastgele ortaya çıkar.
Mandalar otlamak için   gezindikleri sırada attıkları adımlarla bitki  ve böcekleri ezebilir.
Mandalar bu durumdan   etkilenmezken bitki ve böcekler zarar görür.
Başka  bir örnek daha verelim.
Ceviz ağacının yaprak ve   meyvelerinde üretilip yağmurla toprağa karışan bir  madde diğer bitki türlerinin gelişimini olumsuz   etkilerken ceviz ağacı bu durumdan etkilenmez.  İki organizmadan birinin yarar diğerinin zarar   gördüğü etkileşimlerden biri de parazitliktir.  Parazitlikte bir organizma diğerine bağlı yaşar.   Üzerinde yaşadığı canlıdan beslenen ve ona zarar  veren canlıya parazit, zarar gören canlıya konak   denir.
Parazitler genellikle konağa göre daha  küçük vücut yapısına sahiptir.
Birçoğu üzerinde   yaşadıkları konağın hastalanmasına neden olurken  bazıları konağın yaşamını yitirmesine neden   olabilir.
Bitkisel parazitleri yarı parazit ve tam  parazit, hayvansal parazitleri dış parazit ve iç   parazit olarak ayırıyoruz.
Bitkisel parazitler  kökü andıran emeçleri sayesinde başka bir   bitki üzerinden ihtiyaç duyduğu besinleri alan  bitkilerdir.
Yarı parazit bitkiler emeçlerini   üzerinde yaşadığı bitkinin odun borusuna kadar  uzatarak su ve mineralleri alır.
İhtiyaç duyduğu   besini fotosentez yaparak kendileri üretir.  Bu nedenle flueme emeklerini uzatmaz.
Bu arada   ksilem ve fluem bitkilerde bulunan iletim  demetleridir.
Ksilemin içerisinde genellikle   su ve mineral gibi inorganik maddeler bulunurken  fluemin içerisinde besinler gibi organik maddeler   bulunur.
Ökse otu yarı parazit bitkilere örnektir.  Tam parazit bitkilerin yaprakları körelmiştir.   Kloroplastları olmadığından fotosentez yapamazlar.  Emeçleriyle konak bitkinin odun borusundan su ve   mineral ihtiyacını, soymuk borusundan ise organik  besin ihtiyacını karşılar.
Canavar otu ve küsküt   otu tam parazit bitkilere örnektir.
Gelelim  hayvansal parazitlere.
İç parazitler sindirim   sistemleri gelişmediğinden konağın sindirim  ürünleriyle beslenir.
Konağın sindirim kanalında,   iç organlarında, kanda veya dokular arasında  yaşarlar.
Üreme sistemleri ve tutunma organları   iyi gelişmiştir.
Hareket ve duyu organları, sinir  sistemleri, sindirim enzimleri tam gelişmemiştir.   Bağırsak solucanı, kıl kurdu, tenya, karaciğer  kelebeği iç parazitlerdir.
Bağırsak parazitleri   türüne ve yerleştiği organa göre geceleri  anüste kaşıntı, kansızlık, beslenme bozukluğu,   kusma ve ishal gibi belirtiler ortaya çıkarabilir.  Bu parazitler ağız yoluyla, böceklerin ısırmasıyla   ya da parazit bulaşmış olan etlerin yenilmesiyle  vücuda alınabilir.
Bir hücreli parazitlerden olan   plazmodyum, anofel cinsi dişi sivrisinekler ile  insanlara bulaşır.
İnsan kanına geçtikten sonra   karaciğer ve dalakta gelişir.
Kana geçerek  alyuvarlarda hızla sporlar çoğalır.
Sporlar   alyuvarları patlatarak sıtma nöbetlerine neden  olur.
Dış parazitler konağın üzerine kısa ya   da uzun süre tutunup kan emerek beslenen sindirim  sistemi gelişmiş canlılardır.
Hareket organları da   gelişmiş olan bu canlılar konak üzerinde aktif  olarak yer değiştirebilir.
Bit, pire, kene,   tahtakurusu gibi eklembacaklılar dış parazitlere  örnektir.
Kene kırım-kongo kanamalı ateşi   hastalığının etkinliğidir.
Aynı zamanda bunlara  vektör de denir.
Vektör kendisinde hastalığa neden   olmayan bir patojeni bir konaktan başka bir konağa  aktarabilen bütün canlılara verilen genel isimdir.
KONU ANLATIMI
İÇERİKLER
Komünite Ekolojisi

Simbiyotik İlişkiler

Simbiyotik yaşam çeşitlerini incelediğimiz bu videoda Komünite Ekolojisi konusunu daha detaylı bir şekilde öğrenmeye ne dersin? Artık bu konuyu da başarı ile tamamlamak üzeresin. Keyifli izlemeler!
Video Metni
Komünitedeki türler arasında beslenme  ilişkilerinin yanında ekolojik nişleri   yerine getirebilmek için çeşitli birlikte  yaşam ilişkileri görülür.
Simbiyoz yaşam   birlikte yaşamı ifade eder.
Canlılar arasındaki  simbiyotik ilişkiler yararlı, zararlı veya nötr   olabilir.
İlk olarak zorunlu-sıkı mutualizmi  konuşalım.
Bu simbiyotik ilişkide her iki tür   de yarar sağlar.
Bu nedenle artı, artı şeklinde  ifade ediyorum.
Mutualist ilişkide canlılar   birbirinin ihtiyacını karşılayarak yaşamaya devam  eder.
Bunu örneklendirelim.
Algler ve mantarların   oluşturduğu birlikteliğe liken denir.
Algler  fotosentez yaparken mantarlar yapamaz.
Algler   fotosentezde ürettikleri besin ve oksijeni  mantara yollar.
Mantar ise alge karbondioksit   ve su yollar.
Bağırsağımızda yaşayan bakterilerle  de mutalist bir ilişki gösteriyoruz.
Bu bakteriler   bizim için B ve K vitaminlerini üretir.
Bizim  bağırsaklarımız da bakteriler için besin ve   barınma ortamıdır.
Geviş getiren hayvanların  yani otçul memelilerin sindirim kanalında   da bakteriler yaşar.
Bu bakteriler selüloz  sindirici enzim üretirler.
Biliyorsunuz ki   insanlar olarak selülozu sindiremiyoruz ama  geviş getiren hayvanlar bu sayede selülozu   sindirebiliyor.
Aynı zamanda bu bakteriler de  burada besleniyor ve barınıyor.
Bitkilerin ve   mantarların oluşturduğu birlikteliğe mikoriza adı  verilir.
Bitki fotosentez yaparak mantarın besin   ve oksijen ihtiyacını karşılar.
Mantar bitkinin  köklerini sararak yüzey alanını genişletir.   Böylece bitkinin topraktan su ve mineral alımı  kolaylaşır.
Azot döngüsünün hatırlıyor musunuz?
   Orada rhizobium bakterilerinden bahsediyoruz.  Bu bakteriler baklagillerin kökünde yaşar.
Hatta   yaşadıkları yere de nodül adı verilir.
Bitkiler  havanın serbest azotunu kullanamaz.
Rhizobium   bakterileri havanın serbest azotunu bağlayarak  bitkinin bunu kullanmasını sağlar.
Bu örnekleri   tabii ki çoğaltabiliriz.
Bu canlılar beraberken  gelişimleri oldukça iyidir.
Ancak ayırdığımız   zaman gelişimleri olumsuz etkilenir.
Bazı  mutalist birlikteliklerde canlılar zorunlu   bir ilişki içinde bulunmadıklarınından birbirinden  ayrılsalar bile yaşamlarını sürdürebilir.
Örneğin   timsah ve timsahın ağzındaki atıklarla beslenen  kuşlar arasında isteğe bağlı gevşek mutualizm   söz konusudur.
Buna protokooperasyon da denir.  Bunlar birlikteyken timsahın dişleri temizlenmiş   oluyor.
Kuş da beslenmiş oluyor ama sonuçta  timsah dişleri temizlenmezse ölmez değil mi?
   Kuş da başka bir besin bulabilir sonuçta.
Gelelim  kommensalizme.
Birlikte yaşayan iki türden birinin   yarar sağlarken diğer türün bu ilişkiden olumlu  ya da olumsuz etkilenmediği ilişki türüdür.   Yani bu şekilde gösteriyorum.
Türler arasındaki  herhangi bir yakın ilişkide çok az bile olsa iki   tür de etkilenebileceğinden doğadaki kommensal  ilişkileri kanıtlamak zordur.
Ancak yine de   birkaç örnek verelim.
Midye kabuklarına tutunarak  yaşayan Bryozoa midyenin sağladığı su akıntısıyla   gelen besinlerle beslenir.
Midyeye herhangi  bir yarar ya da zarar vermez.
Vantuzlu Remora   balıkları köpek balığına tutunarak ona zarar  vermeden yaşar.
Balık köpek balığının hareketi   ile yer değiştirir ve onun yiyecek artıklarından  beslenir.
Kommensal ilişkiler bazen rastlantısal   olarak ortaya çıkabilir.
Örneğin bizon, sığır,  at gibi otçul hayvanlar beslenirken ortaya çıkan   böcekler sığır kuşlarının ve öküz balıkçılları gibi  kuşların besini olur.
Bu kuşlar bu ilişkiden açık   olarak yarar sağlarken herbivorlar yani otçullar  genel olarak bu ilişkiden etkilenmeyebilir.
Burada   da gelişim grafiklerini görüyoruz.
Y türü  etkilenmeyen taraf, X türü ise beraberken   yarar sağlıyor ancak ayırdığımızda zarar görüyor.  Amensalizm iki türden birinin etkilenmediği diğer   türün zarar gördüğü etkileşimdir.
Genellikle  rastgele ortaya çıkar.
Mandalar otlamak için   gezindikleri sırada attıkları adımlarla bitki  ve böcekleri ezebilir.
Mandalar bu durumdan   etkilenmezken bitki ve böcekler zarar görür.
Başka  bir örnek daha verelim.
Ceviz ağacının yaprak ve   meyvelerinde üretilip yağmurla toprağa karışan bir  madde diğer bitki türlerinin gelişimini olumsuz   etkilerken ceviz ağacı bu durumdan etkilenmez.  İki organizmadan birinin yarar diğerinin zarar   gördüğü etkileşimlerden biri de parazitliktir.  Parazitlikte bir organizma diğerine bağlı yaşar.   Üzerinde yaşadığı canlıdan beslenen ve ona zarar  veren canlıya parazit, zarar gören canlıya konak   denir.
Parazitler genellikle konağa göre daha  küçük vücut yapısına sahiptir.
Birçoğu üzerinde   yaşadıkları konağın hastalanmasına neden olurken  bazıları konağın yaşamını yitirmesine neden   olabilir.
Bitkisel parazitleri yarı parazit ve tam  parazit, hayvansal parazitleri dış parazit ve iç   parazit olarak ayırıyoruz.
Bitkisel parazitler  kökü andıran emeçleri sayesinde başka bir   bitki üzerinden ihtiyaç duyduğu besinleri alan  bitkilerdir.
Yarı parazit bitkiler emeçlerini   üzerinde yaşadığı bitkinin odun borusuna kadar  uzatarak su ve mineralleri alır.
İhtiyaç duyduğu   besini fotosentez yaparak kendileri üretir.  Bu nedenle flueme emeklerini uzatmaz.
Bu arada   ksilem ve fluem bitkilerde bulunan iletim  demetleridir.
Ksilemin içerisinde genellikle   su ve mineral gibi inorganik maddeler bulunurken  fluemin içerisinde besinler gibi organik maddeler   bulunur.
Ökse otu yarı parazit bitkilere örnektir.  Tam parazit bitkilerin yaprakları körelmiştir.   Kloroplastları olmadığından fotosentez yapamazlar.  Emeçleriyle konak bitkinin odun borusundan su ve   mineral ihtiyacını, soymuk borusundan ise organik  besin ihtiyacını karşılar.
Canavar otu ve küsküt   otu tam parazit bitkilere örnektir.
Gelelim  hayvansal parazitlere.
İç parazitler sindirim   sistemleri gelişmediğinden konağın sindirim  ürünleriyle beslenir.
Konağın sindirim kanalında,   iç organlarında, kanda veya dokular arasında  yaşarlar.
Üreme sistemleri ve tutunma organları   iyi gelişmiştir.
Hareket ve duyu organları, sinir  sistemleri, sindirim enzimleri tam gelişmemiştir.   Bağırsak solucanı, kıl kurdu, tenya, karaciğer  kelebeği iç parazitlerdir.
Bağırsak parazitleri   türüne ve yerleştiği organa göre geceleri  anüste kaşıntı, kansızlık, beslenme bozukluğu,   kusma ve ishal gibi belirtiler ortaya çıkarabilir.  Bu parazitler ağız yoluyla, böceklerin ısırmasıyla   ya da parazit bulaşmış olan etlerin yenilmesiyle  vücuda alınabilir.
Bir hücreli parazitlerden olan   plazmodyum, anofel cinsi dişi sivrisinekler ile  insanlara bulaşır.
İnsan kanına geçtikten sonra   karaciğer ve dalakta gelişir.
Kana geçerek  alyuvarlarda hızla sporlar çoğalır.
Sporlar   alyuvarları patlatarak sıtma nöbetlerine neden  olur.
Dış parazitler konağın üzerine kısa ya   da uzun süre tutunup kan emerek beslenen sindirim  sistemi gelişmiş canlılardır.
Hareket organları da   gelişmiş olan bu canlılar konak üzerinde aktif  olarak yer değiştirebilir.
Bit, pire, kene,   tahtakurusu gibi eklembacaklılar dış parazitlere  örnektir.
Kene kırım-kongo kanamalı ateşi   hastalığının etkinliğidir.
Aynı zamanda bunlara  vektör de denir.
Vektör kendisinde hastalığa neden   olmayan bir patojeni bir konaktan başka bir konağa  aktarabilen bütün canlılara verilen genel isimdir.